George Soros

Biyografi » İş Dünyası » İş adamı » George Soros ::

George Soros

Dünyaca ünlü spekülatör. Açık Toplum Enstitüsü'nün kurucusu, toplum mühendisi, ülkeleri kendi projesine göre eğip bükme üstadı.

Para sihirbazı. Finansman gurusu. Devleti olmayan devlet adamı. Dünyanın en zengin 100 kişisinden biri. İngiltere Merkez Bankası'nı batıran spekülatör. Hem ABD Başkanı Bush'un hem de Rusya Devlet Başkanı Putin'in nefretini kazanan adam. Tek kişilik sivil toplum örgütü. Bilgisayar çağının Robin Hood'u. Açık Toplum filozofu. Global hayırsever…

George Soros'u tanımlamak için birbiriyle çelişen, birbirini besleyen pekçok cümle kurulabilir. O kendini çoğu zaman “uygulamalı filozof” olarak tanımlamayı tercih ediyor. Malezya eski Başbakanı Muhammed Mahatir'e göre 1997 Asya mali krizinin sorumlusu o. Vladimir Putin onu Ukrayna'daki Turuncu Devrim'in sebebi olarak görüyor. George Soros, 2004 yılında ABD'de Başkan Bush yeniden seçilemesin diye seçimleri satın almakla suçlanıyor. Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış Açık Toplum Enstitüleriyle toplumları açmayı hedef edinmiş bir isim Soros. Afrika'da HIV/AIDS'le savaş mücadelesine destek veriyor. Türkiye'de Açık Toplum Enstitüleri Malatya'da, Kars'da sanat merkezleri kurulmasına öncülük ediyor. Onu, parasıyla ülkelerin siyasi kaderi üzerinde zar atmakla suçlayanlara karşı kendini şöyle savunuyor: “Tarihi önemi olan olaylara dahil olmak beni mutlu ediyor. Finansal arenada kazanmak için pozisyon alırım. Sosyal alanda ise yaptığım herşeyi inandığım için yaparım. Tek amacım dünyayı daha iyi bir yer yapmak….”

Asıl adı György Schwartz olan George Soros, 12 Ağustos 1930'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Budapeşte'de doğdu. Soros'un hayata bakışında büyük bir etkisi olan babası Tivadar Soros, Avrupa'da Yahudiler'in yaşadığı baskının yavaş yavaş Macar topraklarına gelmekte olduğunu görerek ailenin Schwartz olan ismini Soros olarak değiştirdi. Baba Tivadar Soros avukat ve Esperanto yazarıydı ve ailesine bulduğu bu yeni ismi çok beğendi. Birincisi Soros kelimesinin tersden ve düzden okunuşu aynıydı. Macarca'da “soros” bir sonra gelen anlamını taşır. Baba Soros'un en büyük ilgi alanlarından biri olan Esperanto dilindeki karşılığı ise “yükselecek olan, artacak olan”dı.

Tivadar Soros'un ailesini Nazi zulmünden kurtarmak için değiştirdiği aile ismi George Soros'un hayatı hakkında da bir kehanet gibiydi. George Soros hakkında yazılan bütün biyografik metinlerde onun “hayatta kalma” konusundaki yeteneğini babasından aldığı söyleniyor. George Soros'a göre ise babası Açık Toplum fikriyle tanışmasını sağlayan Karl Popper'dan önce “hayat felsefesinde en önemli etkiye sahip kişi.”

Yaşıtları yüzme ve yelkencilikle zaman geçirirken geleceğin finans gurusu George Soros daha çok Monopoli'nin Macar versiyonu Capital oynamayı seviyordu. Yedi yaşından itibaren yaşıtlarıyla Capital oynayıp, hepsini yeniyordu. Bir süre sonra sürekli kazanmaktan sıkılan küçük Soros oyunun kurallarını değiştirdi. 1960 yılında Macaristan'a giden Soros'a çocukluk arkadaşlarından biri olan Ferenc Nagel “Ne iş yapıyorsun?” diye sormuştu. Soros “Küçükken Capital oynardık hatırlar mısın?” demişti. “İşte şimdi de aynı şeyi yapıyorum.”

1939 yılında İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Soros henüz dokuz yaşındaydı. Bir gazetede Finlandiya'nın Sovyet ordusu tarafından işgal edildiğini okumuştu. Gazete Finlandiya'ya yardım çağrısında bulunuyordu. Hemen gazeteye koşan Soros, Finlandiya'ya yardım etmek istediğini söylemişti. Dokuz yaşındaki bir çocuğun hiç görmediği, uzaktaki bir ülkeye yardım etmek istediğini gören gazete çalışanları büyük bir şaşkınlık yaşamıştı. Ertesi gün gazetede küçük George Soros hakkında bir yazı yayımlanmıştı.

George Soros'un “hayatta kalma” yeteneği babası Tivadar'dan mirassa edebiyata, sanata, kültüre ve müziğe olan ilgisi annesi Erszebet'den kaynaklanıyordu. George Soros'un çok bağlı olduğu annesi Erszebet ona heykel ve müzik sevgisini aşılamıştı. Soros'un felsefeye olan ilgisinin temelinde de Erszebet'in edebiyata düşkün olması yatıyordu.

1944 yılı Mart ayında Nazi orduları Budapeşte'yi işgal edince Soros'ların hayatında yeni ve tehlikeli bir dönem başladı. Birinci Dünya Savaşı'nın zorluklarını yaşamış ve hayatta kalmayı başarmış biri olarak Tivadar Soros bu kez ailesinin savaşın acılarını yaşamaması gerektiğine karar verdi. Nazi işgali gerçekleştiğinde bir milyon Yahudi vatandaşıyla Macaristan, Doğu Avrupa'da en büyük Yahudi nüfusa sahip olan ülkeydi. Tivadar Soros hem kendi ailesi hem de pek çok komşusu için sahte kimlikler düzenleyerek pek çok Yahudi'yi Naziler tarafından öldürülmekten kurtardı.

Soros'lar da işgal boyunca sahte Hıristiyan isimleri ve kimlikleriyle yaşadı. Güvende olabilmek için aile birbirinden farklı yerlerde barınıyordu. Arada bir yüzme havuzunda ya da bir kafede buluşuyorlardı. Bu arada baba Soros çocuklarına yakalanmaları durumunda Nazilere anlatacakları sahte aile hikayelerini ezberletiyordu.


POPPER'LE TANIŞTI

1945'te savaş bittiğinde Soros ve yaşıtları okullarına döndü. Artık Yahudiler ve Yahudi olmayanlar için ayrı sınıflar yoktu. Naziler'in yerini Ruslar almıştı ve George Soros daha 15 yaşındayken komünizmle tanıştı; Naziler gibi Rusların da ülkeye özgürlük getirmeyeceğini fark etmişti. Demir perde kapanmadan, henüz pasaport almak mümkünken ülkeden uzaklaşmaya karar verdi. Babasına gitmek istediğini söyledi. “Nereye” diye sordu babası. “Sovyetler Birliği'ne gidebilirim” dedi George Soros, “Komünizmi tanımak istiyorum. Ya da Londra'ya gidebilirim, orada BBC var.” Baba Soros “Ben Sovyetler Birliği'ni çok yakından tanıdım. Sana orasıyla ilgili herşeyi anlatabilirim” dedi. Bu durumda tek bir seçenek kalmıştı: İngiltere. George Soros, 17 yaşında İsviçre üzerinden İngiltere'ye göç etti. Anne Erszebet, İngiltere yolculuğuna çıkan oğluna son bir kez bakıp, “Artık ailemiz bir daha asla bir araya gelemeyecek, onu bir daha göremeyeceğiz” diye düşünmüştü.

Soros'un yolculuk masraflarını babası karşılamıştı ama İngiltere'ye vardığında karnını doyuracak parayı zor bulmuştu. Hayatının zor dönemlerinden biri olarak tanımladığı İngiltere yıllarında Soros demiryolu işçiliğinden ırgatlığa kadar birçok işte çalıştı. Aristokratların ve film yıldızlarının uğrak yeri olan Quaglino restoranda garsonluk yaptı. Hiç parası olmadığı günlerde şık müşterilerden kalan artık yemeklerle karnını doyuruyordu. Badanacılıktan para kazanmaya çalıştı. Çiftliklerde elma topladı. Bir süre vitrin mankeni fabrikasında çalıştı. Ama mankenlerin başlarını takarken yeterince hızlı davranmadığı için işten kovuldu. İngiltere'deki ilk günlerini anlattığı röportajlarında “Kelimenin tam anlamıyla dibe vurmuştum” der. “Ve bir daha da asla dibe vurmamaya karar verdim.”

1949 yılında, London School of Economics'te okumaya başladı. İngiltere'nin en prestijli eğitim kurumlarından LSE akademik kariyer için de, mesleki kariyer için de en doğru yerdi. Okul yıllarının en büyük kazanımı George Soros'un daha sonraki yıllarda en önemli projesi haline gelen Açık Toplum fikriyle tanışmasıydı. Çünkü London School Economics'teki hocalarından birisi de ünlü filozof Karl Popper'di. Daha sonra, 1980'ler ve 90'larda Popper'dan aldığı ilhamla George Soros kapalı toplumları “açmaya” çalışacaktı. Yine okuldaki hocalardan biri olan serbest pazar ekonomisti Friedrich von Hayek'in de Soros'un eğitiminde etkileri olacaktı. George Soros'un entelektüel ve sosyal projesi Açık Toplum, ilhamını Karl Popper'ın 1951 yılında yazdığı “Açık Toplum ve Düşmanları” kitabından almıştı. Popper'ın tezine göre insan topluluklarının önünde iki seçenek vardı. Biri vatandaşlarının ulusalcılık ve kabile savaşlarından uzak olduğu açık toplum, diğeri ise herkesin aynı şeye inanmaya zorlandığı kapalı toplum. Popper'a göre kimileri için her ne kadar “belirsiz ve güvensiz” görünse de açık toplumlar, kapalı toplumlardan daha üstündü.

22 yaşında “Bilincin Yükü” isminde bir kitap yazmaya başlayan Soros bir süre sonra hayatının en önemli seçimlerinden birini yapmak durumunda kaldı; Felsefeyle uğraşarak okulda kalmak ya da para kazanmak. Notları çok iyi değildi ve “Bilincin Yükü” için yazdıkları onu tatmin etmedi. Bulduğu her işi yapmaya başlamıştı. Blackpool'da çanta satıyordu. Okulu bitirince yatırım şirketi Singer & Friedlander'da stajyer olarak çalıştı. 26 yaşına geldiğinde önünde yeni bir kapı daha açıldı: Amerika. 1956'da Amerika'ya doğru yola çıkarken artık ne olması gerektiğiyle ilgili kararını vermişti: Finans işinde kariyer yapacaktı. Felsefeci olma hayali bir hayal olarak kalacaktı. Aynı yıl anne ve babası da Macaristan'dan ayrılıp Amerika'ya geldi. 1961'de Amerikan vatandaşı olan Soros, New York'ta pek çok firmayla çalıştı. Amerika'da borsa spekülatörlüğüne başlayarak kur değişimlerinden para kazanma konusundaki yeteneği sayesinde hızla zengin oldu. İyi yatırım ile kötü yatırımı birbirinden ayırmak konusunda inanılmaz bir yeteneği vardı. Soros'un uzmanlık alanı dalgalanan global pazarda çabuk ve büyük oynamaktı.


FOTOKOPİYLE DEVRİM

1969 yılında Quantum (Kuantum) Fonu'nu kuran George Soros aslında fona verdiği bu ismi tesadüfen seçmemişti. Kuantum, fizik biliminde evrende kaotik bir düzen olduğunu ifade eden bir önermeye dayanıyordu. Soros'un finansal dünyaya bakışına denk düşen bir isimdi bu. Ona göre piyasalarda da sürekli bir dengesizlik yani kaos hakimdi. Bireysel veya kurumsal yatırımcılar çoğu zaman eksik veya yanlış bilgilerle hareket ediyorlardı. Bu nedenle de finansal enstrümanların fiyatları hiçbir zaman gerçeği yansıtmazdı. Yani klasik bakışın tersine piyasalara matematik bir denge değil sürekli bir kaos hakimdi. Quantum Fund, eşsiz başarısıyla Soros'un teorisinde haklı çıktığını ortaya koydu.

1980'lerin başında George Soros artık “Dünyanın en büyük para işletmecisi” olarak tanınıyordu. Felsefesini, “Önemli olan, doğru veya yanlış karar almak değil, doğru kararla ne kadar kazandığın, yanlış kararla ne kadar kaybettiğindir” diyerek özetlemişti. Ancak sadece daha çok para kazanmak artık onu tatmin etmiyordu. O günleri anlatırken “İş yaşamımın ilk 30 yılında aklım fikrim para kazanmaktaydı. Gerekenden fazlasını kazanınca 'Bu kadar parayı ne için kullanmalıyım' diye düşündüm. Tüm insanlığa katkısı olacak bir şey bulmalıydım”. İngiltere'de okurken tanıştığı Karl Popper'ın Açık Toplum fikri kafasının bir köşesinde yanıp sönmekteydi. Ve okulda öğrendiği bu iki sözcük, Açık Toplum bundan sonraki hayatına damgasını vuracak değişimin anahtarı olacaktı…

George Soros, ilk vakfı olan Açık Toplum Enstitüsü'nü 1979'da New York'ta, Doğu Avrupa'daki ilk vakıf olan Avrupa Vakfı'nı ise 1984'de Macaristan'da kurdu. Stratejisinin Avrupa'daki açılışını yapmak üzere baba ocağı Macaristan'ı seçmişti. Kurduğu vakıf ilk iş olarak eğitim kuruluşlarına 50 bin kitap aldı. Bu kitaplar aralarında bazı yasaklı yazarların da eserlerinin bulunduğu, siyaset ve sosyoloji kitaplarıydı. Kitaplar bütün kütüphanelere dağıtıldı. Soros'un baba ocağında bilgiye, yeniye aç bir toplum vardı. Kütüphanelere dağıtılan kitaplar peynir ekmek gibi kapışıldı, kimi yasaklı kitapların artık bir yerlerden bulunabileceği ağızdan ağıza yayıldı. Kitap projesinin başarısı Soros ve danışmanlarının aklına çok daha etkili olabilecek ilginç bir fikir getirdi: Fotokopi makineleri!

Macaristan'da fotokopi makinelerine ulaşmak, onları kullanabilmek adeta ehliyet ve soruşturma gerektiren bir girişimdi. Az sayıdaki fotokopi makineleri profesyonel kurumlarda kilit altında tutuluyordu. Üniversite çalışanları, akademisyenler herhangi bir belgeyi fotokopiyle çoğaltmak istediklerinde özel izin belgelerini dolduruyor, çoğaltmak istedikleri metnin sadece gerekli bölümünü işaretliyorlardı. Bu metin inceleme için güvenlik bürolarına götürülüyor, eğer çoğaltılmasında sakınca bulunmazsa ancak o zaman çoğaltılabiliyordu. Akademisyenlerin kendi kurumlarında fotokopi çekmek için yaptıkları başvuruların yanıtlanması bile haftalar alıyordu.

Soros, fotokopi makinelerinin Macaristan'da adeta “açık toplum”un bir metaforu olabileceğini fark etti. Fotokopi makinelerini kullanabilmek sadece bilgiye ulaşmak değil aynı zamanda bu bilgiyi başkalarına da aktarmak anlamına geliyordu. Kapalı bir toplumu açmak için bundan daha çarpıcı bir girişim olamazdı. George Soros yardımcılarından 200 fotokopi makinesi bulmalarını ve üç yıllık servis anlaşmalarıyla belirlenen kurumlara göndermelerini istedi. Makinelerin verildiği kurumların önüne konan tek şart aletlerin herkes tarafından serbestçe kullanılmalarının sağlanmasıydı. İlk postanın ardından 200 fotokopi makinesi daha Macaristan'a doğru yola çıktı.

George Soros'un, Xerox Projesi kitap projesinden çok daha başarılı oldu. Birdenbire entelektüeller, üniversite çalışanları, öğrenciler ister araştırma metinleri ister aşk mektupları, ister politik ya da dini metinler olsun herşeyi çoğaltmaya başladılar. Sansür ya da ön inceleme yoktu. Fotokopi devrimiyle Macaristan'da totaliter rejimin en önemli yasaklarından biri değişmiş oluyordu: “Özellikle izin verilmemiş olan herşey yasaktır” kuralı fotokopi makineleriyle deliniyordu.

Fotokopi makinelerinin bir başka etkisi de daha önce hedefine ulaşması çok zor olan bir sürü duyuru ve ilanın artık kitlesini bulabilmesiydi. Daha önce politik eğilimlere göre verilen burslar, üniversitelerdeki konferans ve seminer duyuruları artık çok daha kolay bir biçimde genele yayılabiliyordu.

Henüz küçük ama etkisi büyük bu devrimi kimin yaptığı bilinmiyordu ama çok zengin bir Amerikalı'nın ülkeye fotokopi makineleri ve kitapları soktuğu söylentisi ağızdan ağıza yayılmaya başlamıştı. Soros'un Macaristan'da yaptığı “Fotokopi devrimi” tıpkı bir dönem matbaanın Kilise'ye yaptığına benzer bir etki yaratmıştı. George Soros o yıl Macaristan'a bir milyon dolar, ertesi yıl ise üç milyon dolar bağışladı. Sonuç, kendisini bile şaşırtmıştı: Fotokopi devrimiyle gerçekleşen değişimi anlatırken: “Üç milyon dolarla, Macaristan'ın kültür hayatı üzerinde Kültür Bakanlığı'ndan daha fazla etkiye sahip olduk” diyordu. Rejim devrildiğinde Soros'un Macaristan'a yaptığı bağış yılda 22 milyon dolara çıkmıştı.

Macaristan'da Açık Toplum Vakfı'nın faaliyetleri sürerken Soros'un okuduğu bir kitap gözünü daha da Doğu'ya çevirmesine neden oldu: Çin'e. Açık Toplum Vakfı, Çin'de içinde dört kişinin çalıştığı küçük bir büro açtı. Öğrenim görmek isteyen öğrencilere burs vermeye başladı. İlk yıl iki yüz kişi, ertesi yıl ise iki bin kişi başvurdu burs almak için. Ancak vakıf 1989 yılında kapatıldı. Birkaç hafta sonra ise Tiananmen Meydanı'nda kanlı öğrenci isyanı patlak verdi.

Çin'deki büro kapatılmadan iki yıl once Açık Toplum Enstitüsü'nün faaliyetleri için Soros yeni bir istikamet daha belirlemişti: Rusya. 1987'de parası ödenmediği için yurtdışına gitmeye hazırlanan Rus bilim adamlarına 100 milyon dolar destek verdi. Ardından “Eğitimi, Marksist-Leninist dogmadan kurtarmak için” yeni kütüphaneler açılması ve öğretmen eğitimi için 100 milyon dolar bağışladı. Rusya'yı internete bağladı. İlk yılki bağış miktarı beş milyon doları buldu. Soros'un Rusya'ya bağışladığı toplam paranın 1 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. 1989'da Polonya'da Dayanışma sendikasına destek oldu. Polonya ekonomisine el attı ve çabuk sonuç aldı. Demir Perde'nin ilk kansız devrimi Varşova'da yaşandı. Çekoslovakya'daki bağımsız medya, kültür kurumları ve muhalefete yaptığı yatırımın dönüşü daha da çabuk oldu. Vaclav Havel'in başkanlığını destekledi ve birkaç ay sonra hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Yerine gelenler, Soros'un 8 yıldır arkasında durduğu muhaliflerdi.

Kimileri George Soros'u 1848'de gittiği her Avrupa ülkesinde devrimi tetikleyen ünlü Rus anarşisti Bakunin'e benzetiyordu. Ama Soros hocası Popper'dan aldığı Açık toplum fikrini ve toplumların neden açılması gerektiğini anlatırken: “Ülkemde hem Nazi hem de Rus işgalini yaşadım ben” diyor. Popper'a göre Nazi ve Komünist ideolojilerinin ortak noktası her ikisinin de mutlak doğruya sahip olduklarını iddia etmesi. Mutlak doğru insanın ulaşabileceği bir nokta değildi. Bu nedenle bu iki ideolojinin de gerçeğin çarpıtılmış bir versiyonuna dayandırılmış olması gerekiyordu.

Açık Toplum Enstitüsü'ne bağlı vakıflar dünyanın dört bir yanında, yerel ihtiyaçlara göre hareket etmeyi sürdürdü. Soros, Güney Afrika'da ırkçılığa karşı hareketleri destekledi; başka Afrika ülkelerinde AIDS'le mücadele için çalışma yürüttü. İç savaş yaşanan Bosna-Hersek'te hastaneler için su arıtma ve elektrik tesisi yaptırdı. Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin'den kaçan Kürtler'e yardım etti, Amerika'da Müslüman göçmenlere hukuksal destek sağladı. Kısa sürede 60 ülkeye yayılan Açık Toplum Vakıfları'na her yıl dörtyüz milyon dolar bağış verdi.


POUND'UN SALTANATINI YIKTI

Soros'un yardımlarının “sosyal” olmaktan çok “siyasal” özellik taşıdığını iddia edenler, onu, parasal gücünü kullanarak ülkelerin iç işlerine karışmak ve o ülke siyasetine yön vermekle suçladı. Soros bu konuda, “Bu renkli devrimlerle suçlanmamın nedeni aslında Rus propagandasıdır” diyerek kendini savunmakta. Ancak, “Dünyanın her yanında böyle süreçleri destekliyorum. Aynı şeyi dünyanın her yerinde yapabiliriz” diyerek bu tür eylemlerini kabullenmekten de geri durmadı.

Yaptığı işlerle dünyanın en büyük spekülatörü ve yatırımcısı ünvanını zaten kazanmış olan George Soros bu kez dünya finans tarihine damgasını vuracak bir bahse girdi. 62 yaşındaydı ve bu kez zarları çok büyük bir oyunda kazanmak için atmaktaydı. Soros, İngiliz Pound'una karşı büyük bir bahse girecek ve böylelikle Büyük Britanya Devleti'nin gücünün en önemli simgesi İngiltere Merkez Bankası'na kafa tutacaktı. O sırada Soros Amerika'nın en büyük zenginleri arasında sayılmaktaydı ama bu bahiste parasından çok beyin gücüne güvenmekteydi.

İngiltere Merkez Bankası refah ve gücün bir numaralı simgesi olarak dimdik ayaktaydı. 1979'da kurulan Avrupa Kur Mekanizması (ERM) Avrupa'da ticareti stabil tutmak için önemli bir mekanizma sağlamıştı. Şubat 1992'de Mastricht Anlaşması'nın imzalanmasıyla daha etkili bir Avrupa Birliği için umutlar güçlenmişti. 12 Avrupa ülkesi bu anlaşmaya imza koymuştu ve 2000 yılı için yapılan planlara göre Avrupa'nın tek bir para birimi ve tek bir merkez bankası olacaktı. Ama Avrupalılar'ın bilmediği bir şey vardı; Okyanusun öteki yakasında büyük bir zeka saldırı için hazırlık yapıyordu.

Dünya finans tarihinin bu en büyük bahsinde hikaye şöyle başladı: Soros, İngiliz ekonomisinin kötüye gittiğini düşünüyordu. Aşırı değerlenmiş olan Pound devalüasyon baskısı altındaydı. Fakat İngiltere, Avrupa Kur Mekanizması'na (ERM) girmişti ve bu nedenle Pound'u devalüe edemiyordu. Pound 2.95 Alman Markı seviyesinde tutuluyordu. Soros'un iddiası şuydu: İngiltere ya kendi isteğiyle para anlaşmasını terk ederek Pound'u devalüe edecek, ya da buna mecbur kalacaktı. İngiltere Merkez Bankası başkanı ve hükümet, bu iddiaya sert bir şekilde yanıt vererek Pound'un değerini düşürmeyeceklerini kesin bir dille ilan ettiler ve önlem olarak İngiliz Merkez Bankası piyasadan üç milyar dolarlık Sterlin satın aldı ve faiz oranlarını beş puan yükseltti. Bu şekilde Pound'u yatırımcı gözünde cazip kılmaya çalışıyordu. Soros'a göre bu “İngiliz Merkez Bankası'nın ve hükümetin son çırpınışıydı”.

Altı aylık bir hazırlık döneminden sonra Soros 10 milyar dolarlık bir spekülasyona girişti. 14 Eylül Salı günü her zamanki vaktinde yatağına yatmıştı. Ertesi sabah saat 7'de sahip olduğu fonun yöneticisi onu aradı ve kendisi uykuda olduğu sırada düzenlediği para operasyonundan 985 milyon dolar kâr ettiğini söyledi. Soros'un finansal kehaneti aynen gerçekleşmiş ve İngilizler, ERM'den çekilerek Pound'u devalüe etmek zorunda kalmıştı. Bu, Pound'un 1967 yılından bu yana ilk devalüasyonuydu. 15 Eylül 1992 tarihi, mağrur İngilizler tarafından “Kara Çarşamba” olarak adlandırıldı. Artık Avrupa'da olduğu kadar ABD'de ve Wall Street'te de Soros'un adı bir efsane haline gelmişti. İngiltere halkı Soros denen bu adamın yaptığına farklı bir tepki verdi, Soros, Birleşik Krallık'ta adeta bir halk kahramanına dönüştü. Gazete röportajlarında “İngiltere Merkez Bankası'nı bu adam çökertti, ne düşünüyorsunuz” diye soran muhabirlerin İngiliz halkından aldığı yanıtlardan biri de şuydu: “Aferim ona! Eğer bu adam bizim hükümetimizin aptallığı yüzünden 1 milyar dolar kazandıysa demek ki çok akıllı biri!”

Soros'un bu bahiste yaptığı şey henüz pahalıyken 10 milyar dolarlık Pound borçlanmak ve bu parayla Alman markı satın almaktı. Tıpkı tahmin ettiği gibi Pound'un değeri Alman Markı karşısında gerileyince elindeki Alman Markı'yla ucuzlamış olan Pound borcunu ödemiş ve büyük kâr elde etmişti. Aslında operasyon basit gibi görünüyordu, fakat zor olan İngiliz Merkez Bankası'na kafa tutmaktı. Kara Çarşambayı takip eden üç hafta boyunca Soros'un Pound'un yanında İtalyan lireti gibi diğer dövizlerden kazandıklarının toplamı 2 milyar doları buldu. Soros'un ismi “İngiltere Merkez Bankası'nı yıkan adam” olarak dünya finans tarihine geçti.

Artık George Soros bütün finans dünyasının her hareketini büyük bir dikkatle izlediği bir “guru” haline geldi. Herhangi bir ülkede yaptığı yatırımlar hemen piyasaların hareketlenmesine neden oluyordu. Ama Soros yaptığı yatırımlar ve finansal hareketleri konusunda fazla konuşmayı sevmiyordu. Soros artık elini değdirdiği yeri altına çeviren Midas'a benzetilmeye başlamıştı. 1993 yılında Business Week'e verdiği bir röportajda “İnsanların beni bir guru gibi görmeleri hoşuma gidiyor” diyordu. “Ama bence bu geçici bir dönem. Aslında umudum insanların düşünce biçiminde bir etkiye sahip olmak. İnsanların bir sistemdeki kusurları görmelerini, eleştirel düşünmelerini sağlamak.” Yine Soros Fonu yöneticilerinden Gary Gladstein'e göre Soros'un makroekonomik trendleri herkesten önce kavramasının altında dünyanın dört bir yanındaki entelektüellerden, uzmanlardan oluşan bir ağ yatıyor. Gladstein “George'un dünyanın dört bir yanında dostları vardır” diyor. “Bazen ofise gelir, şu ülkeyle ilgileniyorum, bana hemen şu ismi bağlayın, derdi. Adres defterini görmeniz gerek!” George Soros'un parasını nasıl kazandığıyla ilgili spekülasyonlara yanıtı ise hep aynı oldu: “Parayı kazanmak onu doğru yere harcamaktan daha kolay benim için.”

Kaynak: Chronical- Handan Akdemir

| İletişim | Kullanım Koşulları | Kim Bu Tip © 2008
George Soros Açık Toplum Enstitüsü